Manchester by the Sea (2016)


Çok güzel film. Baya güzel. Ama işte iskeletinde büyük bir dram olunca şey oluyo galiba, mesela facebook'ta paylaşılan -atıyorum- tecavüz haberini beğenmek gibi oluyo. Sırf bu saçmalığı çözmek için like butonuna ifadeler geldi hani; kızgın, üzgün, şaşkın.. Ortada büyük bir dram varsa ve çok beğendim diyosan ince bi 'acımasız mıyım lan ben' oluyo insan.. Yani film hakkında yazayım diye oturduğumda oldu demin onun için diyorum. Neyse..

Ben Affleck'in kardeşi aşağı, Ben Affleck'in kardeşi yukarı.. Ayıp ayıp, herif o kadar da gölge adam değil, The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford (2007) filmindeki performansıyla da Oscar'a aday gösterilen, yani zaten gayet başarılı bir oyuncu. Sadece Oscar'la olacak şey değil tabii de tescilli diye diyorum. İlk defa başrol oynuyor belki ama yine de çok fazla Ben Affleck'in kardeşi denildi. Belki de benim çevrem öyle dedi bilmiyorum, bak ben bile adını yazmadım daha; Casey Affleck.. Gerçekten baya iyi performans. Golden Globe ve BAFTA'sını aldı zaten.. Dramatik filmlerde oyunculuğa daha rahat yorum yapılabiliyor galiba.


Ara ara geçmişe dönülerek şimdisi anlatılıyor Lee'nin. Kapıcılık gibi bi mesleği var, her işi yapıyor. Sonra bir telefon geliyor, hasta abisinin ölüm haberiyle birkaç saatlik mesafedeki memleketine geri dönüyor. Ergen yeğeni Patrick'in, sorumluluğunun kendisine kaldığını biraz sonra öğrenecek. Bir yandan cenaze işlemleriyle uğraşırken diğer yandan geçmişinden saklanmaya çalışıyor. Çünkü bi on sene falan önce çok dramatik şeyler yaşanmış burada, Lee bunlardan kaçmış zamanında. İşte hem böyle geçmişle uğraşmalı, hem Patrick'in babasını kaybetme travmasından en az hasarla çıkması ve geleceği hakkında karar vermeli bir takım sorumluluklar yükleniyor kahramanımıza.

Eski karısı Randi'yi oynayan Michelle Williams'ı birkaç yüz sahnelik filmde toplamda beş sahnede falan görüyoruz. Hayır, yazan yöneten Kenneth Lonergan bile kamera önünde ve sokaktan geçen adam rolünü o kadar -gereksiz- büyütmüş ki, Michelle Williams kadar yeri var neredeyse. Ölen abiyi Kyle Chandler, Patrick'i -ki Oscar adayı kardeşimiz- Lucas Hedges canlandırıyor. Ayrıca Patrick'in sevgililerinden biri olan Silvie'yi, Kara Hayward diye bi kız oynuyor. Düşün düşün nerede izledim bu kızı diye, bulamadım. Bi baktım, Moonrise Kingdom (2012)'daki kız; ne çabuk büyüyo kızlar bu yaşlarda.

Filmde insanı tatmin edemeyen taraf yok. Her şeyiyle 10 numara film ama gel gör yine gittim 8 puan verdim. İnsanın içinden tam vermek gelmiyor demek ki, dram diye galiba. İlk paragrafa geri dönüyoruz burada. Bu sebeple Oscar'da En İyi Film favorilerimden olamıyor ama baya güzel film. 6 dalda adaylığı var bu arada: En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu (Affleck), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Hedges), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Williams), En İyi Senaryo ve En İyi Yönetmen (Lonergan).. Tamam, performanslar gerçekten başarılı ama sonuçta bir kıyasa gidilecek. Neyse dur Kehanetler yazısında söyliyeyim kimin alacağını.. Oscar Kehanetleri Yakında!.. İzlemediğim birkaç film kaldı, onları da izleyip öyle hislenicem..

160217